Harekete Geçmeyi Beklemek
Biz hareket ettikçe vücudumuz "daha fazla enerjiye ihtiyacım var" sinyali gönderir. Hareket ettiğimizde, örneğin düzenli yürüyüş veya egzersiz yaptığımızda mitokondrilerin verimliliği artar ve sayıca da çoğalırlar.
Hareketin motivasyondan önce geldiğini, önce istek mi gelir yoksa hareket mi sorusu bağlamında, psikoloji perspektifinden konuşmuştuk.
Yakın zamanda bu durumun fizyolojik kısmına dair yeni bilgiler öğrendim ve kişisel hayatımdaki tecrübelerim, danışanlarımın tecrübeleri derken bu dosyayı artık kapatıyorum. Hayatta pek az konuda emin hissederim, bu artık doğruluğuna en az şüpheyle baktığım meselelerden biri haline geldi. Bir işe koyulmak için enerjik hissetmeyi beklemek beyhude bir beklentidir, sebeplerini anlatıyorum.
Vücudun enerji birimi ATP'dir ve bu hücrelerimizdeki mitokondrilerde üretilir. Biz hareket ettikçe vücudumuz "daha fazla enerjiye ihtiyacım var" sinyali gönderir. Hareket ettiğimizde, örneğin düzenli yürüyüş veya egzersiz yaptığımızda mitokondrilerin verimliliği artar ve sayıca da çoğalırlar. Bu mekanizmanın arkasında hücre içi birtakım sinyal molekülleri var. Hareket etmediğimizde ise bu sinyal moleküllerinin getirdiği mesaj “vücudun bu kadar enerji üretmeye ihtiyacı yok” oluyor ve enerji üretimi azalıyor.
Aslında düşününce çok mantıklı. Sonuçta enerji çok önemli bir kaynak ve vücudumuz kaynakları kullanma konusunda verimliliğiyle meşhur. İhtiyacımız olduğunu düşündüğünden fazlasını neden üretsin? Bu çok maliyetli bir işlem. Ne kadar enerjiye ihtiyacımız olduğunu nereden bilecek peki? Elindeki verilere bakacak, talebe bakacak. (O sırada sizin “hele bir enerjim yerine gelsin de kalkıp spor yapayım” diye düşünmeniz umurunda değil, çünkü düşünmekle gerçekten hareket etmek arasında büyük bir fark var. Mitokondriler somut kanıtlar istiyor, kardeşim, sen bu yirmi dört saat içinde ne kadar hareket ettin, ne kadar enerji talebin oldu, al sana talebin kadar enerji. Fazlasını istersen bize haber verebilirsin ama bunu hareket ederek bize kanıtlaman gerek.
Halbuki benim yıllarım bu mucizevi “enerji”yi beklemekle geçti. Bir sabah, turp gibi dinlenmiş, dinç, enerjik uyanmayı, hayatımı değiştirecek atılımları yapabilecek denli güçlü olmayı umarak… Rastgele zamanlarda nadiren gelen enerji patlamaları bana “bir gün çok enerjik olacağım” hayalimin mümkün olduğuna dair bir kanıt gibi görünüyor, umudumu sürdürmemi sağlıyordu. Fakat bu enerji patlamalarını düzgün yönetemiyordum ve nasılsa şu an enerjim yerindeyken yapmayı ertelediğim herrr şeyi yapmalıyım gibi bir iştahla işlere dört elle sarılıyordum. Bunun sonucu ne oluyordu biliyor musunuz? Sonraki günlerde eksilere düşen bir enerji. Bu durumun bir adı bile var, boom and bust döngüsü deniyor, yani ani yükseliş ve düşüş döngüsü. Özellikle kronik hastalıklardaki yorgunluk literatüründe bu kavramla sıklıkla karşılaşırız, fakat bunu deneyimlemek yalnızca kronik hastalıklara özgü değil.
Fakat Sena hocam, hani hareket ettikçe enerji üretimimiz de artacaktı? Şu an eksilere düşmekten bahsediyorsunuz… Bu soruyu ben de sordum. Tamam, harekete geçmek için enerjik olmayı beklemeyelim fakat enerjik hissettiğimizde de harekete geçmeyelim mi?
Şifayla zehir arasındaki fark, dozuymuş derler; sisteme aşırı yüklendiğimizde farklı mekanizmalar devreye giriyor ve çöküşün sebebi dozun fazlalığı oluyor. Daha da önemli olabilecek farklı bir açıklama da şu, bence çok makul, rastgele zamanlarda hissettiğimiz enerji anları aslında adrenalinin veya kortizolün gelecekteki toparlanma zamanlarından borç aldığı, elinde halihazırda olmayan bir enerji. Vücutta acil durumlar için böyle bir mekanizma kullanılabiliyor. Fakat biz aslında bizim olmayan (ya da sadece acil durumlar için saklanan) bu enerjiyi kullandığımızda borcun üzerine faiz biniyor ve iflas ediyoruz. Vücutta acil durumlar için var olan bu mekanizma aslında enerji dediğimiz şey bile değil, hormonlar sayesinde beynin o anlık yorgunluk sinyallerini duymasını engellenmesi. Yani biz kendimizi enerjik zannederken hücrelerimiz aslında bizden habersiz bir kredi çekmiş ve adrenalin işini bitirdiğinde o krediyi ağır bir yorgunluk faiziyle geri ödüyoruz.
Peki ne yapalım? Burayı klasik tavsiyelerle bitireceğim. Ya hep ya hiç zihniyetinden uzaklaşıp günlerimize ufak ufak hareketler eklemek, düzenli egzersiz eklemek, sahte enerji anlarında her şeye birden saldırmamak, küçük ama istikrarlı adımlarla mitokondrilerimizin enerji kapasitelerini arttırmak, hepsinden önemlisi harekete geçmek için enerjik olmayı beklememek gerekiyor.