Makalenin resmi.

Önce İstek mi Hareket mi Gelir

Canımın istemesini beklemem gerekiyor mu?

Depresyon tedavisinde sıklıkla kullanılan bir müdahale vardır: davranışsal aktivasyon. İsminin havalı oluşuna bakmayın, esasında danışanı zorla hareket etmeye teşvik etmek anlamına gelir. Depresyonda anhedoni dediğimiz, yapılan faaliyetlerden zevk alamama çok yaygındır. Eskiden keyif veren şeyler artık o keyfi vermeyince depresif kişi o faaliyetleri yapmamaya başlar ve hareketsizlik onu daha da depresif bir ruh haline götürür. Şöyle bir örnek vereyim. Depresif hissediyorsunuz ve artık arkadaşlarınızla görüşmekten eskisi kadar keyif almadığınızı fark ediyorsunuz. Keyif almadığınız bir şey yapmak istemediğiniz için arkadaşlarınızla görüşmeyi bırakıyorsunuz. Arkadaşlarınızla görüşmeyi bıraktığınızda ise daha da yalnızlaşıyor ve içe kapanıyorsunuz; depresyon her bir yanınızı sarıyor.

Ya da önceden yürüyüş yapardınız ama artık yürüyüş yapmak eski keyfi vermiyor. Siz de yürümeyi bırakıyorsunuz ve hareketsizlik sizi daha da karamsarlaştırıyor; perdeleri kapalı odanızda daha da karanlığa gömülüyorsunuz. Depresyon şikayetiyle gelen biriyle çalıştığımız ilk şey bu hareket mevzusu oluyor. Çünkü döngüyü buradan kırabilmeye başlıyoruz. Evet, eskisi kadar keyif vermese de hareket etmenin önemini konuşuyor ve bir hareket planı oluşturuyoruz. Önce istek mi gelir, hareket mi mevzusu burada devreye giriyor ve bu yalnızca depresyona özgü bir tartışma değil.

Alışkanlık oluşturmada başvurabileceğimiz işaretlerden bahsetmiştik, yani bir hareketi yapmak için, bizi o alışkanlığa dair harekete geçirecek bir ipucu kullanmak. Bu, zaman olabilir, belli bir saatte bir şey yapmak (her salı akşamı bu bülteni yazmam gibi) veya bir mekân olabilir, kütüphanede ders çalışmak vb. Fakat bu işaretlerden biri var ki onun ipiyle kuyuya inilmez, yine de en çok kullandığımız işaret de odur; belki bu bültene kayıt olurken de o işareti kullandınız: duygu durumumuz.

Bu bülteni ve bültenin gündemini gördünüz ve heyecanlandınız, “evet, ben de kendimin en iyi hali olmak istiyorum; evet, ben de yarınımın bugünümden iyi olmasını istiyorum” dediniz ve kayıt oldunuz. Heyecan, istek, arzu duygularıyla hareket ettiniz. Bu tek başına kötü bir şey değil fakat sürdürülebilirliği çok az; çünkü duygularımız çok geçici, hele ki heyecan gibi, kalın harflerle duyumsadığımız güçlü duygular.

Gönderdiğim mailleri kayıtlı kişilerin yüzde kaçının okuduğunu sistem üzerinden görebiliyorum ve yarı yarıya kaybımız var. Şu an bu satırları okuyan sen sevgili okuyucu, okumayı sürdürebilen yüzde ellilik gruptasın. Bu da bana duygu dışında başka bir işaret kullandığınızı söylüyor. Belki mail bildirimleriniz açık, belki bu bülteni okumayı çarşamba rutininize dahil ettiniz ve başlangıçtaki heyecanı hissetmeden de okumaya devam edebiliyorsunuz. (Teşekkürler)

Tekrar soruyorum, istek mi önce geliyor, hareket mi? Harekete geçmek için ön koşulumuzun istek olması (yani canımın bir şey yapmayı istemesini beklemek), duyguyu işaret olarak kullanmak demek. Mutlu hissettiğimde yürüyüşe çıkacağım. Kendimi iyi hissettiğimde spora başlayacağım. Canım isterse sağlıklı besleneceğim. Keyif alacaksam arkadaşlarımla görüşeceğim. Tabii ki canımızın istediği, kendimizi mutlu hissettiğimiz zamanlar gelebilir ve bu olumlu duygularla harekete geçmem kolaylaşabilir. Ama ya o gün hiç gelmezse? Daha da kötüsü, ya bu hareketsizliğim o günlerin gelmeyeceğine dair kendini gerçekleştiren kehanete dönerse? Ya bedenimi hareket ettirmemem, sağlığımı yok saymam, sosyal bağlar kurmamam ruh halimi daha da kötüleştirirse (kötüleştiriyor da) ve o isteği içimde duymak benim için gün geçtikçe zorlaşırsa (zorlaşıyor da).

Eminim ki hayatınız boyunca canınız hiç istemeye istemeye dışarı çıktınız. Ayaklarınızı sürüye sürüye bir arkadaş buluşmasına gittiniz. Ve belki gerçekten de keyif almadınız, belki zorlandınız, belki kendinize kızdınız. Siz yaptığınızın hakkını vermediniz ama ben size hakkınızı teslim etmek istiyorum, zor olanı yaptınız, içinizde güller açmadı ama içinizdeki diğer çiçeklerin kurumasına engel oldunuz. Ama eminim ki daha sıklıkla deneyimlediğiniz şey, beklenmedik bir keyif oldu; ayaklarımı sürüyerek gelmiştim ama ne kadar eğlendik, canım istemeye istemeye yürüyüşe çıkmıştım ama ne kadar iyi geldi. Sabah yataktan kalkasım yoktu ama iyi ki bu derse gelmişim. Önce hareket, sonra istek geldi. Ve bunun tersi de geçerli, önce hareketsizlik, sonra isteksizlik de gelebilir. Atalarımız ne demiş, harekette bereket vardır.

Öyleyse burada bırakmayalım ve bu hafta hareketle başlayalım. Aklınıza gelen bir şeyler var mı? Ne zamandır canınızın istemesini beklediğiniz o şey? Yapın bakalım, belki peşinden de istek gelir.

Emre Ergin tarafından, aşk ile yapılmıştır.