Tökezleyince Ne Yapacağız
Birçoğumuz (bence hepimiz) alışkanlık oluşturma sürecinde birtakım tökezlemeler yaşıyoruz ve böyle durumların hevesimizi kırmaması, sürecimizi baltalamaması için neler yapabileceğimize dair zihnimizde bir yol haritası oluşsun istiyorum.
Her hafta bülten yazma kararı almıştım fakat bir haftayı atladım. Bu vesileyle, düzenli olarak yazma niyetiyle çıktığım bu yoldaki pürüzleri, geçtiğimiz haftayı atlamanın bendeki yansımalarını konuşmak istiyorum. Çünkü eminim ki birçoğumuz (bence hepimiz) alışkanlık oluşturma sürecinde birtakım tökezlemeler yaşıyoruz ve böyle durumların hevesimizi kırmaması, sürecimizi baltalamaması için neler yapabileceğimize dair zihnimizde bir yol haritası oluşsun istiyorum.
Geçtiğimiz hafta çarşamba akşamı birdenbire o günün çarşamba olduğunu ve neredeyse perşembeye geldiğimizi fark ettim, bülten tamamıyla aklımdan çıkmıştı. Karnımda bir rahatsızlık hissettim. Nasıl olur? Nasıl unuturum? Kendime verdiğim sözü sebepsiz yere çiğnediğimi düşündüm. Sizlere karşı sorumluluk -hele ki alışkanlık oluşturmak üzerine konuşurken- hissettim. Bu duyguyu en iyi tanımlayan kelime suçluluk hissi olabilir. Bu noktada bir yol ayrımındaydım artık. Bir karar noktası. Önümdeki onlarca şıktan bana en açık görünenler şunlardı:
A) Suçluluk hissini yatıştırmak için oturup alelacele bir bülten yazmak ve gecikmeli de olsa göndermek.
B) Suçluluk hissini iyice sahiplenip kendimi eleştirilere boğmak.
C) Suçluluk hissini yok sayarak hayatıma devam etmek.
D) Suçluluk hissini kabul edip değerlerime uygun bir hareket planlamak.
Kabul, cevap şıklarda kendini ele veriyor. Fakat gerçek hayatta bu şıkları fark etmiyoruz. Sadece otomatik yanıtlarımızı görüyoruz. Duygular çok otomatik olarak bir karşılık buluyor, düşünmüyoruz bile.
Bazılarımız olumsuz duyguları ortadan kaldırmaya odaklı, gözlerinden çıkan lazer ışınıyla olumsuz bulduğu hisleri ortadan kaldırmaya çalışıyor: hemen oturup yazmalıyım, bunu telafi etmeliyim. Bunun sonucu iyi kötü bir metin olurdu, muhtemelen çok da içime sinmezdi. Niteliktense niceliği önemsemiş olurdum.
Bazılarımız olumsuz duyguları sünger gibi emerek yok etmeye çalışıyor: ben zaten bir dikiş tutturamıyorum, böyle olacağı belliydi, bende bir sorun var. Muhtemelen kendimi disiplin etme amacıyla savurduğum bu eleştiriler özsaygımı zedeler, kendime inancımı azaltır, benim ve dolayısıyla yaptığım işin de değerine zarar verirdi. Sonrasında beni toparlayabilene aşk olsun.
Bazılarımız olumsuz duygularla ıslık çalıp sanki bu duygular yokmuş gibi başa çıkmaya çalışıyor: lala lala laalaa, hı nolmuş… Bu neye benzerdi? Hayatıma kaldığım yerden devam etmeye çalışırdım ama görmemeye çalıştığım tüm o olumsuz duygular içimde birikmeye devam eder ve bir noktada yolunda gitmeyen ufacık bir olayda sinir boşalmasıyla kendini gösterirdi.
İşte bu yol ayrımındayken biraz daha çaba gerektiren bir seçenek var, çaba gerektiriyor çünkü otomatik değil: Duyguyu kabul ediyorum ve değerlerime uygun bir hareket düşünüyorum.
Duyguyu kabul etmek, onu olduğu gibi fark etmek, yargılamadan ve değiştirmeye çalışmadan var olmasına izin vermek demek. Bazen yalnızca bir cümle formunda olabilir, evet şu an suçlu hissediyorum ve bu da Allah’ın bahşettiği duygulardan biri. Suçluluk duygusunu hissediyorum çünkü insanım. Daha seküler ve entelektüelleştirilmiş bir versiyonunu isterseniz şöyle bir cümle de kurabilirsiniz: evet şu an Anterior Singulat Korteksimde artan bir aktivite var ve beynim bana yanlış bir şey yaptığım sinyalini gönderiyor, bu sinyalden korkmama, kurtulmama gerek yok, beynim inançlarımla davranışlarım arasındaki uyumsuzluğa işaret ediyor.
Peki sonra değerlerimle uygun olan hareketi nasıl planlayacağım? Yine biraz düşünerek. (Of bu psikologlar ne de çok düşünüyor.) Başta bir hasar tespiti yaptım. Ben on bir hafta düzenli olarak yazmışken neden on ikinci hafta gizemli bir şekilde yazmayı unutuverdim? (Bu arada on bir hafta için kendimi tebrik de ediyorum, dengeli bir bakış için yaptıklarımızı da yapamadıklarımız kadar görelim.) Olası sebepleri değerlendirdiğimde yorulduğumu fark ettim. Bu noktada değerlerime uygun hareket ne olurdu? Bu bültenin faydalı olmasını önemsiyorum. Bu yazıları okumaya ayırdığınız vaktin ve dikkatin karşılığını verebilmeyi istiyorum. Hayatınıza dokunan bir parçası olmasını da istiyorum. Kendim için özbakımın önemine inanıyorum. Yorulduğumda dinlenmemin iyi olduğunu, özellikle yardım verdiğim bir meslekte o gaz maskesini önce kendime takmam gerektiğini -ki böylece bayılmayayım ve etrafıma da faydam olabilsin- biliyorum. Dolayısıyla oturup yalap şalap bir şeyler yazmaktansa bir hafta mola verip sonraki hafta kaldığım yerden dinlenmiş olarak devam etmek benim değerlerimle uygun bir hareket planı olacaktı.
Ve hazırda anlatacağım bizzat yaşanmış bir konum da olacaktı. Oldu 🙂
Öyleyse alışkanlık oluşturma maceramızda tökezlediğimizde ne yapacağız? İşte bir yol haritası:
- Bu tökezlemeye dair ne hissettiğimizi fark edeceğiz.
- Bu duyguyu kabul edeceğiz.
- Bu duyguya otomatik bir tepki vermek yerine meşakkatli yolu seçip nasıl hareket edeceğimize dair bilgi toplayacağız.
- Hasar tespiti yapacağız: yolunda gitmeyen neydi?
- Şimdiye kadar yolunda gidenleri de göreceğiz, omzumuza gururla pıt pıt vuracağız.
- Neyi neden yaptığımızı hatırlayacağız, değerlerimizi, ideallerimizi.
- Tüm bu bilgileri harmanlayarak en ideal hareket planını hayata geçireceğiz.
Sonraki yazılarda -inşallah- görüşmek üzere, hoşça kalın, kendinize nazik davranın.