Makalenin resmi.

Tebdil-i Mekândaki Ferahlık

Haberlerde şöyle duyarız: “Ünlü sanatçı, otel odasında ölü bulundu…” Bu insanlar neden hep otel odalarında ölüyor? Ölüm sebebi doz aşımı olan durumlar, klasik koşullamayla açıklanıyor. İnsanlar kullandıkça uyuşturucuya tolerans geliştirir. Aynı etkiyi yaşayabilmek için zamanla daha fazla doz almak gerekir.

O yatakta saatleriniz geçti.

Ertelediniz. Oyalandınız. Sosyal medyada dolandınız. Yatağın süngerine gömüldünüz. Yastıklarda boğuldunuz.

Arada kitap okuduğunuz da oldu. O yatağın üzerinde arkadaşlarınızla eğlenceli sohbetler ettiniz. Orada uzandınız, uyukladınız, içiniz geçti.

Bazı yeni kararları o yatağın üzerinde aldınız. Artık yeni bir hayat, sil baştan şu hayatımı düzene koyuyorum. Yine oradayken bu kararlarınızdan umudu kestiniz…

Yoğun bir günün ardından kendinizi o yatağa attınız.

Hüzünlü bir günün ardından o yatağa sığındınız.

Mutlu bir günün ardından neşeyle o yatakta oturdunuz.

Taa bültenin ilk yazılarından birinde klasik koşullamadan bahsetmiştim. Mekânın da bizde otomatik bir tepki ortaya çıkarabilecek bir unsur olduğunu söylemiştim. Yeni gelenler ve hafızasını tazelemek isteyenler için en çarpıcı örnek olarak doz aşımı ile ölen insanlara tekrar değinmek istiyorum.

Haberlerde şöyle duyarız: “Ünlü sanatçı, otel odasında ölü bulundu…” Bu insanlar neden hep otel odalarında ölüyor? Ölüm sebebi doz aşımı olan durumlar, klasik koşullamayla açıklanıyor. İnsanlar kullandıkça uyuşturucuya tolerans geliştirir. Aynı etkiyi yaşayabilmek için zamanla daha fazla doz almak gerekir. Bunun arkasındaki mekanizmalardan biri, vücudun uyuşturucu etkisini azaltmak için telafi edici tepkiler geliştirmesi. Kişi, hep aynı ortamda, aynı şekilde o uyuşturucuyu kullanırsa vücut, daha uyuşturucu gelmeden geleceğini anlayıp bedeni hazırlamaya başlar. Nasıl ki yemek kokusu alınca ağzımız sulanmaya başlıyor, tıpkı onun gibi uyuşturucu ritüelleri başladığında (odaya girmek, uyuşturucuyu hazırlamak vb.) vücut hazırlanmaya başlıyor. Fakat aynı miktarda uyuşturucu farklı bir ortamda kullanıldığında vücudun kendini buna hazırlamaya vakti olmuyor ve insanlar doz aşımından ölüyor.

İnsanın mekanla ilişkisinde beni çok etkileyen bir fenomen bu. Bedenin çevreyle bu denli bağ kurması. Sadece bedenin değil tabii, ruhumuzun da. Ev taşıma tecrübesinde gözlemlediğim bir nokta bu olmuştu. Evet, eşyayla da kurduğumuz bir bağ var ama yeni baştan ev dizmiyorsanız bir kaplumbağa misali eşyalarınızı bir kamyonetin ardına doldurup arkanızdan taşıyorsunuz. Eşyalarınız sizinle ama odalar bambaşka. Henüz herhangi bir anıyla, duyguyla eşleşmemiş. Bomboş bir sayfa gibi. Hiçbir geçmişinizin olmadığı yeni biriyle tanışmak gibi. Bu bir dostluğa da evrilebilir, birbirinizin ezeli düşmanı da olabilirsiniz, aranızda henüz herhangi bir yaşanmışlık yok. Bedeniniz o odaya girdiğinizde ne olacağını henüz bilmiyor.

Peki ne olacak?

İşte bu, cevaplarken biraz daha özgürlüğümüzün olduğu bir soru.

Taşındıktan sonra önceki yaşadığım yerden farklı olarak çalışma ve eğlenme amaçlı kullandığım mekânları birbirinden ayırmaya karar verdim. Alışkanlıklara, klasik koşullamaya, mekânla kurduğumuz bağlara bakınca bu oldukça mantıklı. Bize ait bir mekân olsun, bir odadan bahsetmiyorum (tabii oda olsa daha güzel), bir çalışma masası mesela ama bu masanın başına geçtiğimde yalnızca çalışayım. O masada telefon kaydırmayayım, sosyal medyaya gömülmeyeyim, online alışverişe dalmayayım. Yalnız ve yalnız kitap okuyayım ve ders çalışayım. Klasik koşullama bize bu durumda şunu öngörür, o masaya oturmaya teşebbüs ettiğinizde dahi bedeniniz odaklanma moduna girmek için hazırlık yapmaya başlar. Teşbihte hata olmasın, bir uyuşturucu bağımlısının her zaman uyuşturucu kullandığı odaya girdiğinde bedeninde başlayan hazırlıklar gibi. Bedeniniz zamanla o masaya oturduğunda ne olacağını öğrenir. Birazdan zihnimizi odaklamamız, yeni bir şeyler öğrenmemiz, eski bilgilerimizi kullanmamız gereken bir durum olacak; haydi hazırlanalım.

Bunun aksi de mümkün, eğer yatağınızda kitap okumaya çalışıyorsanız bedeniniz muhtemelen “e uyuyacaktık hani burası bizim uyuma mekanımızdı” gibi bir serzenişle karşınıza çıkabilir. Masanın başında çokça oyalanıyorsanız bedeniniz buranın bir “eğlence mekanı” olduğunu sanabilir. Bedenimizin mekanlarla ilişkisini kendi faydamıza kullanmak kulağa güzel gelmiyor mu?

Bugünün çağrısı bu olsun, acaba çalışma ve eğlenme mekanlarımızı ayırabilir miyiz?

Emre Ergin tarafından, aşk ile yapılmıştır.