Makalenin resmi.

Para Ne İşe Yarar

Bir yandan bize sürekli yapay ihtiyaçlar üreten reklamcılık faaliyetleri, bir yandan sosyal medyada asla ulaşamayacağımı bildiğimiz lüks hayatlar, bir yandan kapitalizmin sürekli üretme, verimli olma baskıları…

Çoğu Zarar Azı Karar adlı bir kitap okuyorum. Çokça tavsiye ederim, zihnimi epey açtı. Kafamda dolu soru işaretleri.

"Ülkenin zenginliği, insanların mutluluğunu etkiler mi?" sorusunun cevabı şu: bir noktaya kadar evet ama bir noktadan sonra daha fazla zenginlik, vatandaşları için daha fazla mutluluk anlamına gelmiyor. Çünkü eşitsizlik diye bir mesele var.

İnsanlar, eşit olmayan bir toplumda mutlu olamıyor çünkü başkalarında sahip olamadıklarını görüyor ve bu kıyaslama toplum bağlarını zayıflatıyor, bu da mutsuzluğa sebep oluyor. Siz sabah sekiz akşam beş işinizle kendi yağınızda kavrulurken sosyal medyada havuzlu villalarda yaşayanları görüyorsunuz. Ve belki bir hınç, belki bir kıskançlık belki bir adaletsizlik hissediyorsunuz. Elinizdekiyle yetinemiyorsunuz.

Şu hikakeyi çok severim, adamın biri bir iskelede, sakin sakin balık tutuyor. Bir iş adamı da tesadüfen oradan geçiyor ve bu balıkçıyla muhabbet etmeye başlıyor. İş adamı balıkçıya burada ne yaptığını sorunca balıkçı anlatmaya başlıyor, sabahları buraya gelip bir iki saat sakin sakin balık tutuyorum, sonra evime dönüyorum eşimle vakit geçiriyoruz, benim ufaklıkla oyun oynuyorum. Akşam arkadaşlarla buluşuyoruz, eğleniyoruz. İş adamı balıkçıya tavsiye vermeye başlıyor, bak, burada daha uzun süre balık tutarsan belki tekne almak için para biriktirirsin. Teknen olursa daha fazla balık tutarsın, birilerini yanında çalıştırmak için işe alırsın, tekne sayısını arttırır günlük üretimini arttırırsın. Bir süre sonra kendi şirketini kurarsın, şirketini halka arz edersin ve zengin olursun. “Ee sonra?” diyor balıkçı. “Sonra da işte bir balıkçı kasabasına yerleşip huzurla balık tutabilir, eşinle ve çocuğunla vakit geçirebilir, arkadaşlarınla eğlenebilirsin.”

Tüm bunlar bana benim için neyin gerçekten değerli olduğunu sorgulatıyor. Zaman zaman kıyas tuzağına düşüyorum, hangimizin kıyasa bağışıklığı var ki? Bazen çalışmalarımın, çabalarımın karşılığı olmadığı hissi geliyor. İçimdeki o koşuşturmak isteyen parçanın gerekçelerini sorguluyorum. Günün sonunda sıcak evimde, kafam rahat bir şekilde kahvemi yudumlayıp kitabımı okuma lüksüne erişmek mi? Ailemle, arkadaşlarımla güzel vakitler geçirebilmek mi? Ne zaman? Kırk yıl sonra mı? Neden şimdi değil?

Bir yandan bize sürekli yapay ihtiyaçlar üreten reklamcılık faaliyetleri, bir yandan sosyal medyada asla ulaşamayacağımı bildiğim lüks hayatlar, bir yandan kapitalizmin sürekli üretme, verimli olma baskıları… Yapay zekaya soruyorum, para ne işe yarar? Zamanını özgürce kullanabilmeye diyor. En sağlıklı, zinde, dinç olduğumuz zamanları belirsiz bir gelecekteki zaman için ipotek edip zamanımızın kontrolünü elimize alabileceğimizi ummamızı bekliyor. Tabii ki kapitalizmin bir ürünü olduğu için bu yapay zeka da kapitalist. Yukarıda anlattığım balıkçı hikayesini ona da anlattım, beğenmedi, ya balıkçı hastalanırsa, çocuğunun ihtiyaçları artarsa, denizden artık balık çıkmazsa? gibi sorgulamalara girdi.

Buna karşılık benim bir hikayem daha var hem de bu sefer gerçek bir hayat. Bir komşumuz var, doksan yaşında bir hanım. Yalnız yaşıyor. Birçok işini kendi görebilecek kadar dinç fakat nihayetinde yaşlı. Tek bir çocuğu var, çocuğu dediğime bakmayın, altmışlı yaşlarında ve yurtdışında yaşıyor. Komşumuzla yazdan yaza görüşebiliyorlar. Buradan bakınca yalnız bir hayat gibi geliyor kulağa. Fakat hanımefendinin evinden misafiri eksik olmuyor, kendisi emekli öğretmen ve günde en az bir kere eski öğrencilerinden telefonlar geliyor. Komşular onu sık sık yokluyor, bir ihtiyacı var mı, çaya gelmek ister mi… Belki kenarda birikmiş parası vardır ama ona şu an neşe veren şey bu birikmiş para değil, biriktirdiği insanlar. Kurduğu bu sosyal ağ, durmayan telefonlar... Bu bağlar olmasaydı ve yalnızca parası olsaydı en fazla yapabileceği yanına bir yardımcı almak olurdu, fakat bu yalnız bir hayat olurdu. Onun için en değerli şey insanlarla kurduğu ilişkiler.

Balıkçı hasta olursa, çocuğunun ihtiyaçları artarsa ya da denizden balık çıkmaz olursa, sosyal ağına yaslanabilir, toparlanana kadar bu ağın desteğiyle ayakta kalabilir belki, kim bilir. Yalnızlaşıyoruz, yardım isteyemez oluyoruz, bağlarımız kopuyor. İdeal dünya böyle bir şey mi? Zamanının özgürlüğünü eline alabilmek için çalış çalış çalış, yaşlanınca özgürlüğünü eline alacakken tam da elden ayaktan düş, kapın çalmasın, telefonun çalmasın, ama paran var, zamanın artık sana ait, bununla ne yaparsan yap.

Emre Ergin tarafından, aşk ile yapılmıştır.