Havuz Bekçisi
Karda kışta, sıcacık yatağımdan kalkıp, arabanın buzlarını kazıyıp yüzmeye gitmeye nasıl kendimi ikna ediyorum? Bende olan ve başkasında olmayan şey ne?
Bir şeyleri yoluna koyabildiğim için aldığım takdirler çoğu zaman hoşuma gitmiyor çünkü yaşadığım sürecin çilesini biliyorum. Takdir edenlerin, sürecin benim için kolay olduğunu, hadi kolay demeyelim ama benim için doğallıkla geliştiğini düşündüklerini fark ediyorum. Sanki bende onlarda olmayan bir şey var ve ben bu sahip olduğum “şey” sayesinde takdir edilmeliymişim gibi. Bu halime isterseniz övgüyü kabullenememek deyin, isterseniz artmış farkındalık deyin:) Sadece şunu demek istiyorum, düzen oturtabilenler de herkes gibi insanlar. Onların sahip olduğu büyülü bir irade gücü yok. Bugün bu büyüyü biraz bozmak istiyorum, bunu da yüzmeyi nasıl devamlı bir alışkanlık haline getirdiğimi anlatarak yapmak istiyorum. Sabahın nurunda beni sıcacık yatağımdan çıkarıp arabanın buzunu kazıdıktan sonra buz gibi suya götüren şeyi anlatacağım. (Spoiler: irade gücü değil)
Çocukluğumdan beri yüzmeye, suyun içinde olmaya dair bir tutkum var. Üç yaşında vapurdan aşağı atlayacağım diye ağlamalarıma ek olarak dokuz yaşında Karadeniz’in inatçı akıntılarından birine kapılıp ailecek ciddi ciddi ölümden dönüşümüzün dahi yıldırmadığı bir tutku. Yine de yüzmek benim için yılda bir iki gün, Karadeniz'deki köyümüze gittiğimizde eğer ki şanslıysak ve hava açıksa ve deniz dalgasızsa ve başka bir işimiz yoksa (mesela fındık toplamak!) mümkündü. Sonra büyüdüm ve bir farkındalık hasıl oldu. Madem yüzmeyi bu kadar seviyorum, e yüzeyim. Yetişkin değil miyim, istediğimi yaparım.
Ve bir heyecanla güzide şehrimizin bana biraz uzakta kalan havuzuna kaydolup yüzmeye gitmeye başladım. Başlarda yüzmeyi çok sevdiğim için neşeyle yüzmeye başladım.
- Buna motivasyon diyebiliriz. Motivasyon, arabadaki marş gibidir, motora ilk hareketini verir. Motivasyonumuz varsa ne güzel ama motivasyon arabanın menzilini etkilemez, bizim yakıta ihtiyacımız var. Peki yakıt ne? Az sonra.
- Alışkanlık oluşturmaya sevdiğiniz, eğiliminiz olan konulardan başlamak cesaret verebilir.
Tabii ki ilk günkü heyecanım bir zaman sonra söndü (insanoğlu her şeye alışmasıyla ünlüdür). Araya başka yoğunluklar girdi, bir önceliklendirme yapmadığım için ilk vazgeçtiğim şey havuza gitmek olmaya başladı. Yolun uzaklığı da bunda bir faktördü.
- Ne kadar severseniz sevin, oturtmaya çalıştığınız alışkanlığın size iş gibi hissettireceği zamanlar olacak. Bunun kabulüyle başlayın.
- Alışkanlıkların bizim için görece kolay olması gerekiyor. Sürdürülebilir olması buna bağlı.
- Ayrıca önceliklendirilmeleri gerekiyor. Belki yaparım belki yapmam gibi bir esneklik, oluşturmak istediğimiz alışkanlıklar için uygun değil. Orayı sıkı tutmak gerekiyor.
Ve bir gün terapilerim için danıştığım hocam bana dedi ki en az haftada iki kere yüzmeye gitmeni istiyorum, bunu süreğen hale getirmelisin, hayatında yüzmeye ayrıca yer açmalısın. Belki kendi bile unutmuştur bu dediğini ama ben unutmadım, özellikle başlarda bir ödev edasıyla “bunu hocam dediği için yapıyorum” diye ayaklarımı sürüyerek gittiğim oluyordu. Hocamın sözünü tuttum ve bunu nasıl düzenli hale getirebilirim diye düşündüğümde haftanın iki günü havuza yakın bir yerde işim olduğunu, ona nasılsa gideceğimi, havuzu da bunun ardına ekleyebileceğimi fark ettim. Burada iki önemli nokta var:
- Birine karşı sorumluluk hissetmek, alışkanlığı sürdürmeye teşvik olabiliyor, kendinize böyle bir otorite bulabilirsiniz, ara sıra size “ee bugün yaptın mı yapman gerekeni” diye soracak birkaç arkadaş bile olur.
- Halihazırdaki bir alışkanlığın/sorumluluğun ardına yenisini eklemek, onu oturtmayı kolaylaştırıyor.
Bu sistem güzel bir şekilde işlemeye başlamıştı. Fakat bazen havuzdan önceki işim iptal oluyordu. Dırın dırın. Birbirinin ardı sıra alışkanlık eklemenin dezavantajı bu gibi zamanlarda olabiliyor. İşimi tamamladıktan sonra havuza gidecektim ama işim iptal oldu ve artık gitmem gerekmiyor. Kendimi havuza gitmeye nasıl ikna edeceğim? Yine kaldık bizim şu iradeye. Yandık.
Ve çözüm insanı olarak yakınlarda bir havuz arayışına böylece başladım. Şansıma, evime beş dakikalık uzaklıkta bir havuz buldum ve uzaklık sorununu da böylece çözdüm. Gelelim yeni soruna.
Öğleden sonraki seans saatleri benim programımla hiç mi hiç uyuşmuyor. Sabah seansları ise kabus derecesinde erken uyanmamı gerektiriyor (kronotipimin gececi olduğundan geçtiğimiz haftalarda bahsetmiştim, erken uyanabilmek benim için ayrıca bir zorluk). Yine de evime yakınlığı ağır bastı ve haftada iki sabah gitmeye başladım. Dönünce kahvaltı yapıp biraz uyuyordum böylece uykumu da telafi edebiliyordum.
- Görece kolaylık, görece kolaylık, görece kolaylık. Sabah seanslarıyla bu ilkeyi ihlal ettiğimi fark ediyordum. Fakat mesafenin yakın olması ciddi bir kolaylık sağladığı için dengeliyordu.
Öğleden sonra yolculuğa çıkacağım bir gün kendime müsaade ettim ve yüzmeye gitmedim. Artık bazı kaçamakları hoş görecek kadar öz şefkatim vardı. Fakat havuzun bana karşı şefkati var mıydı? Ne alaka demeyin. Anlatıyorum. Bir sonraki seansa gittiğimde bana diğer sabah seansının kapandığı haberini verdiler. Şaşkınlıkla neden diye sorduğumda aldığım cevap, almak istemeyeceğim türden bir cevaptı: “Bu seansı da sizin için tutuyoruz zaten”. Genelde havuzda tek başıma oluyordum, (bu saati belli ki herkes erken buluyordu:) gitmediğim gün, kimse gelmediği için o saati iptal etmişler.
Şu an sıkı sıkı tutunduğum şey, eğer devamsızlık yapacak olursam geriye kalan tek sabah seansını da iptal edecekleri gerçeği, ben de havuzun bekçisi olarak paşa paşa gidiyorum. Evet, başlangıçtaki sorumun cevabı bu, karda kışta, sıcacık yatağımdan kalkıp, arabanın buzlarını kazıyıp yüzmeye gitmeye nasıl kendimi ikna ediyorum? Bende olan ve başkasında olmayan şey ne? Havuz bekçisi ünvanı.
- Alışkanlık kazanmaya çalıştığınız davranışı yapmadığınızda kaybedeceğiniz bir şey olsun. Sembolik de olsa bir karşılığı olsun. Bu amaçla, insanların özellikle nefret ettikleri derneklere bağış yaptıran bir uygulama duymuştum. Yapacağım dediğiniz şeyi yapmadığınızda sistemde kayıtlı kredi kartınızdan otomatik olarak sevmediğiniz bir derneğe bağış yapılıyor. İşe yarar mı yarar ama.