Ama Benim Böyle Bir İmkanım Yok
Hangi birimiz böyle bahanelere sığınmadık? Kendimizi bu güvenli bahanelerin kollarına bırakmadık? “Ya tabii, o kadar para bende olsa ben de yapardım.” Oh, o yola girmenin, didinip uğraşmanın, hayal kırıklığına uğrama, başaramama ihtimalinin önünü kapattık gitti.
Bugün tabiri caizse bahanelerimizden bahsedeceğiz. Ama bunlara basitçe bahane deyip geçmek de istemiyorum. Amerikan rüyası yıllardır “azmedersen her şeyi başarırsın” düşüncesini sanki dünyadaki eşitsizlik dudak uçuklatıcı değilmişçesine pompalıyor, e biz de batının tatlış takipçileri olarak bu düşünceye inanırken buluyoruz kendimizi. “Azmedersem her şeyi başarırım.” kapitalizmin sevdiği bir motto, çünkü önümüzde bir havuç, koşturup durabiliyoruz. Bu tuzağa düşmemeye çalışarak biraz bahane dediğim şeyi inceleyelim istiyorum.
Bahane nedir? Bence bahane, değişime karşı hissettiğimiz dirence giydirdiğimiz argümanlardır. İnsan zihni böyle çalışır, zihnin bir anlam bulma, anlama bürüme ihtiyacı vardır. Değişime karşı hissettiğimiz direnç safi bir his olabilir. Belki onu neredeyse fiziksel bir duvar gibi hissederiz. Ama bu hissi ifade edecek cümleler bulamayız çünkü his dediğimiz şey evet fizikseldir ama elimizle tutamaz, gözümüzle göremeyiz. Zihin bu ne olduğunu anlamadığı şeyi fark eder ve der ki, bu şeyin bu müphemlikle burada işi yok, ivedilikle buna bir giysi dikile. Ve o giysi şöyle şeylere benzer:
- Spora başlayamıyorum çünkü yakınlarımda spor salonu yok.
- Yeni bir dil öğrenmeye başlayamıyorum çünkü kurslara verecek param yok.
- Resim çizmeye başlayamıyorum çünkü yeteneğim yok.
- Fotoğraf çekmeye başlayamıyorum çünkü güzel bir makinem yok…
Bence anladınız.
Hangi birimiz böyle bahanelere sığınmadık? Kendimizi bu güvenli bahanelerin kollarına bırakmadık? “Ya tabii, o kadar para bende olsa ben de yapardım.” Oh, o yola girmenin, didinip uğraşmanın, hayal kırıklığına uğrama, başaramama ihtimalinin önünü kapattık gitti. Huh. Neler oluyor? Aslında neler oluyor?
Değişime karşı bir direnç hissetmek çok doğaldır. Çünkü her türlü değişim, iyi de olsa, sistemin dengesini sarsar ve yeni bir düzeni zorunlu kılar. Alışık olduğumuz, yıkıcı da olsa, tanıdıktır ve orayla nasıl başa çıkacağımızı biliriz. Ayrıca bir değişime niyet etmek riskli de bir iştir. Eğer herhangi bir şeyi başarmaya çalışmazsanız hiçbir zaman başarısızlık yaşamazsınız. Eğer hayal kurmazsanız hiçbir zaman hayal kırıklığı yaşamazsınız. Fakat siz bir şeyleri değiştirmeye niyet ederken başarısız olma, hayal kırıklığına uğrama riskini de alırsınız. Ayrıca yolun meşakkatli olduğunu da bilirsiniz.
Hayatınızda hiç Sims oynadınız mı bilmiyorum, insanları ve onların sıradan hayatlarını (tabii isterseniz sıra dışı hale de getirebilirsiniz) oynattığınız bir oyun. Gerçek hayatta edebiyatla ilgilenen biri olarak en sevdiğim şey karakterlerime sabah akşam roman yazdırmaktı. Temel ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayıp yazması için bilgisayarın başına oturtuyordum. Yazdıkça yazarlık yetenekleri gelişiyor, romanları başlarda iki üç liraya satılırken ilerleyen günlerde daha büyük rakamlara satılırdı. Ama karakterlerim neredeyse yemeyip içmeyip yazı yazardı. Gerçek hayat da çok farklı değil. Biz az biraz emekle büyük sonuçlar almayı umuyoruz, fakat yol o kadar kolay değil. Sonuç almak o kadar hızlı değil. Gelişim dediğimiz, bu ay dikip bir sonraki ay ürününü alacağımız hızla büyüyen bir fide değil. Bence zaten bunları biliyoruz. Ve bizim cesaretimizi kıran, bize o direnci hissettiren biraz da bu oluyor. Bu değişime gerekli emeği, zamanı, yatırımı yapmaya hazır mıyım? Üstelik başarısız olma, hayal kırıklığına uğrama ihtimalim de varken? Şimdi bu noktada bir iktisatçı bize bunun fayda zarar formülünü bile yazardı.
Bu noktada devreye giren bahaneleri inceleyelim. Yazının başında da belirttiğim gibi dünya eşit bir yer değil, bazen gerçekçi de olmamız gerekiyor, ama bence sunduğumuz bahanelerin yüzde 99’u kolaylıkla çürütülebilir.
Yeteneğim yok.
Yeteneği olan birine kıyasla daha çok çalışmanız gerekebilir ama “vay canına ne kadar yetenekli” dediğimiz insanlar da aslında çok çalışıyor. Hatta bir tık ileri gidip yetenek bir mittir demek istiyorum.
Yaşım geçti.
Ne için geçti? Neye göre kime göre? Eğer bu yaştan sonra dünyaca ünlü bir keman virtüözü olmak istiyorsanız evet geçti. Ama bence zaten dünyaca ünlü bir virtüöz olmak değil, ailenize arkadaşlarınıza fikrimin ince gülünü çalmak istiyorsunuz?
İmkanlarım yok.
İmkanlara ulaşabilmenin hiç mi yolu yok? İstediğiniz değişim o kadar da fazla imkan gerektirmiyor olabilir mi? Spor için illa spor salonuna gerek var mı? Dil öğrenmek için özel dil kurslarına? Kitap okumak için kitap satın almak yerine kütüphaneden ödünç alınamaz mı? Eğer aklınıza bir yol gelmiyorsa belki chatgpt’ye danışabilirsiniz. Zihniniz bulmak istemeyecektir çünkü.
Vaktim yok.
Haftanın altı günü, tüm gün çalıştığınızı varsayalım. (Yazının başındaki uyarımı hatırlayın, bu şekilde çalışmak zorunda olanlarımız var, doğrusu, liseyi bitirdiğim yaz haftanın yedi günü günde on iki saat çalıştığım iki aylık bir çalışma deneyimim olmuştu.) İnsani bir tempo değil. Ve belki yelkenlerimi indirebileceğim tek bahane de bu olabilir. Zaten %1’lik bir hata payı bırakmıştım:) Ama vaktim yok diyenlerin ellerini vicdanlarına koyup gerçekten vakitleri olup olmadığını tekrar bir değerlendirmesini isteyeceğim. Bunu yine de istiyorum. Günde değişime ayıracağınız yarım saat de mi yok?